Kendimizi Anlamak - Nasıl Düşünürüz? Bölüm 3

Kendimizi Anlamak - Nasıl Düşünürüz? Bölüm 3

Kendimizi Anlamak - Nasıl Düşünürüz? Bölüm 3

Kendimizi Anlamak - Nasıl Düşünürüz? (3. Kısım)

 

Geçen yazılarımızda, Nobel ödüllü psikolog ve ekonomist Daniel Kahneman’ın, insanların düşünme yöntemine dair geliştirdiği iki sistemli modeli tanıtmış ve bu düşünce sistemimizin doğal sınırlarından bahsetmiştik.

Bugün, temel işlevi bizim hayatta kalmamızı sağlamak olan Sistem 1’in, bu işlevini yerine getirmek için geliştirdiği özelliklerin modern hayatta doğurduğu belli başlı bilişsel hataları ve kompleks sorunlar karşısında bu hataları nasıl aşarak daha sağlıklı düşünebileceğimizi ele alıyoruz:

  • Sistem 1 ilk akla gelen yanıta atlar, bu nedenle bir güçlükle karşılaştığınızda, doğru görünen bir yanıt çabucak akla geliyorsa, Sistem 1 bunu kabul eder ve daha sonra ortaya çıkan bilgiler yanlış olduğunu gösterse bile bu ilk yanıta tutunur.
  • Sistem 1, sıklıkla karşılaştığı, aşina olduğu bilgileri benimser ve onların doğruluğuna inanır (familiarity effect). Örneğin, Amerika’da yapılan bir araştırmada, üniversitenin haftalık gazetesinde, bilmedikleri bir dildeki birkaç kelimeyi tekrar tekrar gören öğrenciler, bu yolla aşina oldukları kelimeyi, anlamını bilmedikleri halde, yabancı olan başka kelimelere kıyasla “iyi” olarak nitelendirmişlerdir.
  • Sistem 1 kavramları hızla ilişkilendirir. İki kelimeyi veya bir kelime ile bir görüntüyü yan yana getirdiğinizde zihniniz bunlar arasında bağlantı kuracak ve bu veri parçacıklarından bir hikâye örecektir. ”Koşullanmak” (priming) olarak adlandırılan durumca, örneğin, “muz” kelimesinin ardından “kusmak” kelimesini görürseniz, zihniniz bu ikisi arasında anlık bir bağlantı kuracak, bu bağlantı da fiziksel bir tepkiye (tiksinti, bulantı vb.) neden olacaktır.
  • Sistem 1, dünyasında bağlantı ve anlam arar; dolayısıyla iki ayrı olguyla aynı anda karşılaştığımızda, Sistem 1 bu ikisinin birbiriyle bağlantılı olduğunu varsayar; hatta sebep-sonuç ilişkilerini – altta somut bir neden olmasa dahi – arar ve bulur. Benzer şekilde, bir parça veri gözlemlediğimizde, Sistem 1 hikâyeyi tamamlar. “Ne görüyorsan tüm gerçek odur” (What you see is all there is – WYSIATI) eğilimiyle renkli ve güçlü çıkarımlara/yargılara varmamıza neden olur.
  • Sistem 1, farkında olmaksızın bir konudaki düşüncemizi kısa zaman önce karşılaştığımız başka bir bilgi parçasına – ikisi birbirinden tamamen bağımsız olsa bile – bağladığımız “çapalama” (anchoring) etkisinden de sorumludur. Örneğin, araştırmalarda görüldüğü üzere, önce başka bir bağlamda 10 sayısından bahsedip, ardından Birleşmiş Milletler’e üye kaç Afrika ülkesi vardır diye sorulsa vereceğiniz tahmini sayı; önce 65 sayısından bahsedilmiş olsa vereceğiniz tahminden daha düşük olacaktır.
  • “Hikayeleştirme yanılgısı” (narrative fallacy) olarak adlandırılan etki, zihnimizin basit, elle tutulabilir ve birleştirici durumları, teorik, çelişkili ve belirsiz durumlara tercih etmesini; bu nedenle anlamı hikayeler ile erdem veya yetenek gibi bireysel özelliklerde bulmamızı; buna karşılık şans ve istatistiksel etkenlerin rolünü göz ardı etmemizi ifade eder. Gerçekleşen az sayıdaki çarpıcı olaya odaklanır, gerçekleşmeyen (ancak gerçekleşmesi muhtemel) sayısız olayı hesaba katmayız. Böylece, gelecek planlarımızı yaparken, medyada geniş yer bulan ender felaketleri (kasırga veya uçak kazası gibi) göz önüne alır, çok daha sık görülen ama az çarpıcı olan astım veya diyabet gibi risklere gereken önemi vermeyiz.
  • “Geçmişe dönük algı hatası”nda (hindsight bias), geçmişte olanlarla ilgili anımızı, sonradan edindiğimiz bilgiyle uyumlu olacak şekilde – fark etmeksizin – değiştiririz. Yaşadığımız olaylarla ilgili hikayemizi anlatırken, aşırı iyimser olmaya, yeteneklerimizi başkalarına kıyasla olduğundan daha yüksek görmeye; sahip olduğumuz bilgi ve öngörüye de aslından daha fazla değer vermeye eğilimliyizdir.
  • Özellikle risk ve değer ile ilgili kararlar verirken düşünce hataları ağırlıkla devreye girer. Çoğu insan kayıptan kaçınır (loss aversion): Araştırmalar göstermiştir ki, çoğumuz için 1000 TL kaybetmenin olumsuz etkisi, 1500 TL kazanmanın olumlu etkisinden daha büyüktür (ortalamada kayıp-kazanç etkisi 2’ye 1 oranında dengelenir).
  • İnsanlar ayrıca sahip olma etkisine (endowment effect) de maruzdurlar: Herhangi bir nesne veya varlık, kısa süre için bile bize ait olduğunda, onun değerini sahip olmadığımız diğer nesnelere kıyasla daha yüksek görürüz. Ev sahipleri genellikle satışa çıkardıkları evlerine piyasaya kıyasla yüksek değer biçerek bu yanılgıyı yaşama geçirirler.

 

İki sistemli zihnimizin doğurduğu yukardaki ve benzer diğer düşünce hataları, insan olarak doğal yapımızın bir parçasıdır. Bunları aşarak, mantıklı düşünme ve doğru karar alabilme becerilerimizi geliştirmenin yolu, hem çok kolay, hem de çok zordur: Öncelikle bu yetersizliklerimizin insan olmanın doğası olduğunu ve ne kadar zeki, mantıklı, eğitimli olsak da hepimizin bu bilişsel hataları günlük olarak yaşadığımızı kabul etmemiz gereklidir. Bu kabulün ardından, günlük hayatımızdaki düşünce süreçlerimizde hangi sistemin etkin olduğunun farkındalığını geliştirmek gelecektir. İlk aklımıza gelen çözümü benimsemeden önce, kendimize bu çözüme meydan okuyan sorular sormak bu farkındalığı geliştirmekte faydalı olacaktır.

Başlangıçta Sistem 1’nin düşünce zincirimizi etkilediği durumları olaydan sonra fark ederiz, bunun üzerine odaklandıkça zamanla bu durumları ve doğurduğu bilişsel hataları an içinde yakalamayı öğreniriz. Böylece farklı, daha bilinçli bir düşünce adımını seçmek ve daha sağlıklı kararlar alma becerimizi geliştiririz.

Bugünkü düşüncelerinizin, kararlarınızın, yargılarınızın hangi bilişsel hatalara açık olabileceğini keşfetmek ister misiniz?

Yukarıdaki yazı Profesyonel Koç (ICF-ACC), Yüksek Endüstri Mühendisi Dilek Onuk tarafından aşağıda kaynağı belirtilen kitaptan derlenerek hazırlanmıştır.

Kaynak: Thinking, Fast and Slow – Daniel Kahneman, Penguin Books, 2011.